• Home
  • AMİGRA SAYI 1
  • AMİGRA SAYI 2
  • Hakkında
Subscribe: Posts | Comments | E-mail
  • Haberler
  • Kadın
  • Kategorilenmemiş
  • Makale
  • Müzik

AmigrA

Author Archive


Posted on Haziran 30, 2010 - by admin

Zeynep Kınacı Urfa’da anıldı

Dersim’de 30 Haziran 2006’da fedai eylemi gerçekleştiren Zeynep Kınacı (Zilan) Urfa ve ilçelerinde düzenlenen etkinliklerle anıldı.

Urfa BDP Süleymaniye Mahallesi irtibat merkezinde gerçekleşen anmaya, BDP il eş başkanları Ibrahim Ayhan ve Adile Fidan, merkez ilçe başkanı Izzet Yılmaz ve çok sayıda kadın katıldı. Duvarların Zilan ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fotoğrafları ile süslendiği anma etkinliğinde, sık sık ‘şehit namırın’ sloganları atıldı. Saygı duruşu ile başlayan anmada, Yekitiya Jınên Azad(YJA) Star’ın bildirisi okundu. Zilan’ın yaşamının anlatılmasından sonra konuşan BDP Eşbaşkanı Adile Fidan, Zilan’ın inkar ve imhaya karşı Kürt kadınının ve halkının çığlığı olduğunu belirtti. Fidan, “Zilan direnişimizin adı, Özgürlük inancımızdır. Zilan, bugün çocuklarımızın adı, onların geleceğidir” dedi.

Fidan’ın konuşması ardından Zeynep Kınacı’yı konu alan sinevizyon gösterimi ile süren etkinlik, Kınacı’nın Öcalan’a hitaben yazdığı mektup okundu. Anma etkinliği Urfa Kültür Sanat Merkezi’nin (UKSM) müzik grubu ‘Koma Hêvi’nin müzik dinletisi ile son buldu.

Ayrıca Urfa’nın Ceylanpınar ve Suruç ilçelerinde düzenlenen anma etkinlikleri BDP ilçe binalarında çok sayıda kadının katılımı ile gerçekleşti. Her iki ilçede de BDP’li belediye başkanlarının ve ilçe parti yöneticilerinin katıldığı etkinliklerde, konuşmalar yapılarak, Kınacı’nın geride bıraktığı son mektupları okundu. Sinevizyon gösterimi ile Zilan’ı tanıyan kadınlar, zılgıtlarla eşlik etti.

ANF NEWS AGENCY


Posted on Haziran 25, 2010 - by admin

Kocaelinde DYG’den Şehit ZİLAN İçin Kermesler

Kocaeli Demokratik Yurtsever Gençlik Meclisinin Şehit Zilan’a adadığı kermesin 1. günü İzmitten sonra 2. günü Darıcada yapıldı. 3. günü Dilovası ve Gebze ilçelerinde son gün ise Çayırova ilçesinde olacaktır.

Şehadetinin 14. yıl dönümünde Zeynep Kınacı (şehit zilan) şehit anaları, gerilla aileleri ile birlikte kocaelide kermeslerle anıldı. kermeslerde kürt halkının verdiği mücadele ve ortaya çıkardığı değerler hatırlatılarak şehit zilan şahsında mücadelenin özellikle dönem itibariyle yükseltilmesi çağrısı yapıldı. halk da tekrardan geriye dönüşün sinyalleri olduğu için devlet ve hükümete karşı büyük bir tepki gözlenmekte. Buna rağmen canı acımış ve acımakta olan yurtsever halkımızın barış dilini hala tek seçenek olarak görmeleri dikkat çekiçi olmuştur. Biz Yurtsever Demokratik Gençlik olarak partimiz şahsında mücadeleyi şehitler yolunda ; Zilan’lar , Beritan’lar , Mazlum’lar , Sema’lar , Êgitler’in perspektifinde yürütmeye ve durmamaya acılarımız ve mazlumiyetimizin büyüklüğü kadar kararlıyız.


Posted on Haziran 25, 2010 - by admin

Tarihte bugün: 25 haziran

Şarkıcı Kazım Koyuncu, 2005 yılında, kanser tedavisi gördüğü hastanede, 33 yaşında yaşamını yitirdi.

1972 yılında Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Sugören köyünde doğan Kazım Koyuncu, müziğe ortaokul birinci sınıfta mandolin çalarak başladı.

Çocukluğu, ‘üstadım’ dediği, Kemençeci Yaşar lakabı ile tanınan Yaşar Turna’nın yanında türkü dinleyerek geçti. İstanbul’a üniversite eğitimi için geldikten sonra müzikle yoğun olarak uğraşmaya başladı.

1992′de profesyonel müzik yaşamına geçti. Türkiye’nin ilk laz-rock grubu olan ‘Zuğaşi Berepe’yi (Denizin Çocukları) kuran Koyuncu, bu grupla 1995′te ‘Va Mişkunan’ (Bilmiyoruz), 1998′de de ‘İgsaz’ (Gidiyor) isimli albümleri yaptı.

1998′in sonunda ‘Zuğaşi Berepe’nin dağılmasının ardından tek başına müziğe devam etti ve ‘Salkım Söğüt’ isimli projelerin ikincisinde üç şarkıyla yer aldı. 2001 yılında ilk solo albümü ‘Viya’yı çıkardı.

Kanal D’de yayınlanan ‘Gülbeyaz’ adlı dizinin hem müziklerini yapan hem de bazı bölümlerinde oynayan Koyuncu, ‘Sultan Makamı’ dizisinin de müziklerini hazırladı. İkinci solo albümü ‘Hayde’yi nisan 2004′te çıkardı.

Karadeniz müziğinin güçlü temsilcilerinden Fuat Saka, Volkan Konak ve Bayar Şahin ile birlikte düzenledikleri, büyük ilgi gören ‘Hey Gidi Karadeniz’ konserler dizisinin de öncülüğünü yaptı.

Nisan 2004′te çıkardığı ikinci solo albümü ‘Hayde’, onu tüm Türkiye’ye tanıttı. 2004′ün sonlarında akciğer kanseri teşhisi konuldu ve tedavi görmeye başladı. 25 haziran 2005′te, 33 yaşındayken yaşamını yitirdi.

Karadenizli şarkıcı, vefatından önce tedavi gördüğü VKV Amerikan Hastanesi’nde düzenlenen ‘Çernobil’in Etkileri ve Hasta Hakları’ konulu panelde kanserle mücadelesini anlatmıştı.

Koyuncu, o dönem dört aydır kanserle mücadele ettiğini ve kanserin özgürlüğünü kısıtladığını ifade ederek, “kanseri kanser olmayanların anlamayacağını” söylemişti.

Genç şarkıcı konuşmasında, “duyarlı bir sanatçı olarak dertleri hissediyordum. Kanser de oldum artık. Ben kanserden çok korkan bir insandım…

“Kanserim ve korkmuyorum. Sadece beni sevenleri ve özgürlüğümü düşünüyorum. Ölüm küçük bir şey, ama hastalık sizin özgürlüğünüzü sınırlıyor” demişti.


Posted on Haziran 25, 2010 - by admin

BARIŞ UMUDUNDAN İÇ SAVAŞ EŞİĞİNE

“Bana öyle geliyor ki, sanki tabutumda yatıyorum ve her iki benliğim şaşkın şaşkın bakıyor birbirine.” Bu sözler, 18. yüzyılın son çeyreğinde yaşamış Alman şair Karoline von Günderrode’ye ait.

Bu topraklarda, çoğulcu bir demokraside barış içinde eşitçe birlikte yaşamayı  savunanların ruh haline tercüman olduğunu düşünüyorum bu sözlerin. Bu “toplumun iki benliği” arasındaki ilişkide geldiğimiz yeri anlatıyor sanki. Işığı sönen her göz, bizleri de zifiri bir karanlığa sürüklüyor; kaybettiğimiz her can, bizi biraz daha yok ediyor.

“Barış umudu”yla başlayan bir yolculukta yine gerekli mesafeyi kat edemedik, hatta “ters yön”e girdik. “Savaş”ı sona erdirecek cesareti ve feraseti gösteremedik, bir kez daha o lanetli eşiğe geldik dayandık.

“Umut rüzgârları”nın kabarttığı heyecan ve iyimserlik dalgaları gemimizi “barış limanları”na götürmüyorsa, “savaş kasırgaları” daha güçlü esmeye başlar. Yeniden patlayan her silah, yiten her yeni can, yeniden akan her damla kan, öfke ve nefret duygularını şahlandırır. İnsanlığın çok acı tecrübelerden çıkardığı basit derslerden biridir bu.

Giderek büyüyen bir nefretin, sürekli bilenen bir öfkenin soyut hedeflerle tatmin edilmesi çok zordur. Öfke ve nefret kabardıkça, somut hedefler arar.

Böyle havalarda yazıya oturduğum zaman, elim kendiliğinden Hans Magnus Enzensberger’in İç Savaş Manzaraları adlı kitabına uzanıyor. Daha kitabın ilk sayfasında yazar, “nefretin somut hedefi”nin ne olabileceğini, sözü hiç dolandırmadan söylüyor: “İnsanın, nefretini tanıdıklarına, en yakın komşularına yöneltmesi psişik yönden de daha tatmin edicidir.”

Çözümün yolu sanıldığı kadar uzak, sunulduğu kadar sarp değil aslında. Açılımın kilidi, “şiddet meselesi”nde yatıyordu. “Şiddeti sona erdirecek” anahtar bulunmadıkça, bu kilidin kapalı kalacağı belliydi. Kürt sorununun PKK’yla iç içe geçtiği son çeyrek asrın tecrübeleri, örgütü ikna etmeye dayalı bir yöntem dışında dağdan inişi sağlamanın imkânsız olduğunu, başka arayışların çok ağır maliyetler yaratacağını yeterince göstermiştir. “Siyasallaşma yoluyla silahsızlandırma” diye adlandırdığımız bu yöntemin hayata geçirilmesi, her şeyden önce demokratik mekanizmaların pekiştirilmesine ve bilhassa siyasal alanın genişletilmesine bağlıdır. Silahı susturmanın en etkili yolu, siyaseti alabildiğine özgürleştirmektir. Siyasetin sustuğu yerde, meydan şiddete ve hamasete kalır. Bu gibi durumlarda; linç ayinlerinin, etnik boğazlaşma alıştırmalarının yapıldığına defalarca tanık olduk. O meşum terimi, “iç savaş” sözcüklerini kullanmaktan kaçındıysak, buna ihtimal vermediğimiz için değil, bundan çok korktuğumuz içindi. Oysa biliyoruz ki, “iç savaş, dışarıdan gelen, bir yerlerden bulaşan bir virüs değil, içsel bir süreçtir. Her zaman bir azınlık tarafından başlatılır; her yüz kişiden birinin onu istemesi, uygarca birlikte yaşamayı olanaksızlaştırmak için yeterli olabilir”. Ve yine biliyoruz ki, bu virüs, siyasetin işlevsizleştirilmesinden beslenir.

Enzensberger’in, muhtelif iç savaş deneyimlerinden hareketle çizdiği tabloyu hep gözümüzün önünde bulundurmalıyız: “İç savaş doruk noktasına ulaştığında, çoğunluğun onu istememiş olduğu ortaya çıkar. Bu çoğunluk sessizdir. Kimse onu dikkate almaz. Çoğunluk, fırsatını bulduğunda çatışmalara sırtını dönüp kaçar. Hele kadınlar, yıkıntılar arasında bir avuç un, yakacak odun, birkaç patates aramakla ve çocuklarını oradan uzaklaştırmakla uğraşırlar artık yalnızca. Yaşlı insanlar, yanmış barakalarının kalıntılarını karıştırır, yorgun adamlar ölüleri gömerler. Bu insanlar, ne ateş eder ne de işkence yapar. Yüzlerinde nefretin izlerini taşımazlar. Bitkinlikten kararmışlardır.”

İç savaşı tahrik edenler, buna zemin hazırlayanlar bilmeliler ki, “bütün iç savaşların ortak paydası, yıkım ile özyıkım arasındaki ayrımın ortadan kalkmasıdır”. İç savaşların galibi olmaz; bir “Pirus zaferi” bile mümkün değildir. Sonuçları on yıllar değil, asırlar boyu telafi edilemeyecek benzersiz bir insanî trajediden kimse kazançlı çıkma hesapları yapmasın!

“Barış, eşitlik, kardeşlik, demokrasi” isteyenler, bu havada bir Sisyphos olmayı kabullenmek durumunda olabilirler; hani şu, ağır bir kayayı sürekli yeniden yokuş yukarı yuvarlamak zorunda bırakılan Yunan mitoloji kahramanı yani. Fakat “Yunanlılar onun adını sophos (akıllı) sözcüğünün bir çekimi olarak yorumlamışlar; hatta Homeros ona insanların en akıllısı diyor. Onun, ölümün elini kolunu bağlamayı başardığı anlatılır.”

Henüz  çok geç olmadan, Sisyphos’un yaptığı gibi, ölüme karşı hayatı savunmak için sesimizi yükseltelim, elimizden gelen her şeyi yapalım. Yoksa hepimiz kanatlarımızı, en azından kanatlarımızdan birini kaybeder ve Günderrode’nin şu sözlerini acıyla tekrarlamak zorunda kalırız: “Ah, bize bahşedilmiş kanatları hareket ettirememek, ne koyu bir azap, ne büyük bir lanettir!”


Posted on Haziran 24, 2010 - by admin

BÜYÜK KURŞUNLAR, KÜÇÜK ÖLÜMLER

bir gemi kalkar, bizim oradan
yekinir kalkar, yitik çocuklar topraktan
her gece Yelekçe’de bir ışık olur
bir çocuk tanrı, aşkı çalışıyordur.

Mustafa Muğlalı Kışlası’nın arazisine atılmış bir bomba ile oynuyan bir çocuk öldü, beş çocuk yaralandı. Haber okuyunca, aklıma hem “Mustafa Muğlalı, Kürtleri öldürmeye devam ediyor” diye bir cümle düştü. Muğlalı’nın naçiz vücudu toprak olmuş olabilir, ama ruhu, her apoletlinin içinde yaşıyor. Bunun en iyi kanıtı da böyle bir olay olabilirdi ancak. Zaten Özalp ilçesinin göbeğine yapılan kışlaya “Mustafa Muğlalı Kışlası” denmesinin nedeni de, Muğlalı’nın ruhunu yaşatmak içindi. İşte bu kışlanın arazisine bırakılmış, yada bu kışlada üzerlerine atılmış bir bomba ile beş kürt çocuğu yaralanmış, biri ise ölmüştü. Tabi ki bu olay için soruşturma açıldı, ancak, bir tek askerin bile ifadesi alınmadı, alınamadı. Çünkü, alınsaydı ‘Muğlalı Sendorumu’ na yol açardı. Bir Kürtü veya birçok Kürtü öldüren veya bununu için emir veren, bir asker yargı önüne çıkarılırsa, bu ‘Muğlalı Sendorumu’na yol açıyor. Soruşturmanın onlara dokunmamasının nedeni bu. 

Çocuklar masallara inanır. Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte devlere. Bizim çocukluk devimiz Nısnıs’tı. Onda korkar gibi yapardık, ama daha çok nasıl birşey olduğunu merak ederdik. Her anlatıldığında biraz değişirdi, mağarası bazen falan dağda, bazen fişmekan tepede olurdu. Bazen baca boşluğunda, bazen de bir sis gibi kapı aralarında sızardı. Doğrusun söylemek gerekirse, biz onun bir kötülüğünü görmedik. Sadece bir gölge gibi gezindi durdu, çocuk gökyüzümüzde. 

Sanırım artık kimse, çocukları korkutmak için, ‘kötü kalpli dev’ masalları anlatımıyordur. Çünkü kötü kalpli dev, herşeyi yutan bir boşluk, bir karanlık gibi, şehirlere, köylere çökmüş, durmadan çocukları karanlığına çekip, yutuyor. Ve artık çocuklar biliyor, kötü devin kim olduğunu. Küçükcük ellerine, küçük taşlar alıp atıyorlar. Belki karanlığı ürkütürüz, korkuturuz da, bizde vazgeçer. Artık öldürmez bizi diye. Ama, küçük taşlar attılar diye de, onları alıpbüyük, karanlık zindalara atıyorlar. 

Çocukken bizim hiç oyuncağımız olmadı. Biraz önce yazdığım cümleyi, yıllar sonra binlerce kürt çocuğu yazacak biliyorum. Onların da hiç oyuncağı yok. Bundandır, taş ve toprak olmayan bir şey gördüklerinde, büyük bir merakla kurcalamaları. Bundan bir oyuncak, bir oyun çıkarmaya çalışmaları. Onlar, oynayacak metal bir şey bulmanın heyecanını yaşarken patlıyor, kötü ruhluların araziye – tarlaya bıraktığı bombalar. Daha ne olduğunu anlamadan, kan revan içinde kalıyor küçükçük bedenleri. 

ÇOCUKLARI KÜÇÜK KURŞUNLA MI ÖLDÜRÜRLER?

“Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?” Sırbistan sınırına 10 km uzaktaki Boşnak şehrinde, adı bilinmeyen bir çocuğunu sorusu bu. 11 Temmuz 1995′da yapılan katliamda öldürülmüş. Öldürüldüğünde 4 yaşındaymış. (*) Lal eder böyle bir soru insanı, değil mi? Çocuklar, hiç olmasa zalimlerde, bu kadar insaf olur sanıyorlar. Çocuk aklı işte. Bilmezler ki en büyük kurşunları, savaşla hiç ilgisi olmayan çocuklar için yaparlar. 

Ceylan Önkol’u öldüren, bomba en büyüklerindendi. Annesi, kızının parçalarını eteği ile toplayıp, kefenlemişti.Uğur Kaymaz ile babasına sıkılan kurşunlar, aynı büyüklükteydi. Üstelik kurşunu sakınmadılar, her yaşı için, bir kurşunu sıktılar Uğur’a. Mustafa Muğlalı Kışlası’nın arazisinde patlıyan mühimmat o kadar büylüktü ki, altı çocuğu öldürecek kadar. Beşi yaralı kurtuldu, Oğuzhan Akyürek, o kadar şanslı değildi. Büyük devletin, büyük bombası ile öldü. Cizre’de, Diren’i devletin en büyük panzeri ezdi. 

Madem bu bir savaş, madem çocukları öldürüyoruz. O zaman, içinde çocuk geçen bütün şiirleri de yakalım. Madem çocuk öldürmek normal, madem bir çocuk bomba ile parçalandığın da, Dünyanın dengesi bozulmuyor, o zaman bütün masalları da yakalım. İçinde çocuk geçen bütün öyküleri karanlık kuyulara atalım. Dünya bir çöl olsun öyle ise.

Babaannem her sabah Yelekçe’ye yakarırdı. Çocuklarını, torunlarını, tarlarını, ekinlerini, ineklerini, koyunlarını ve kuzlarını korusun diye. Aynı duayı cümle alem içinde tekrarlardı. Tane tane söylerdi isteklerini. Anlaşılmaması mümkün değildi. Ve Yelekçe elinden geldiğince korurdu onları. Babaannem artık yok. Çocukları koruması için Yelekçe’ye yakaracak kimse kalmadı. Tanrı, bu yüzden mı kayıtsız, çocuk ölmeye. 

(*) Aktaran Hasan Ali Toptaş, Harfler ve Notalar, s. 148

Yazar : Hüseyin Kalkan

Posted on Haziran 24, 2010 - by admin

Kürtler ve siyaset tarihi hakkında (1)

Tarih, özellikle Siyaset tarihi, onun yazımı ‘devlet akademisyeni’ tarihçilere bırakılamayacak kadar insanların, insan gruplarının, sınıfların ve ulusların yaşamsal çıkarları ile ilgili bir bilimsel alandır. Ona gerçekçilik kazandıran nesnesi olan gücün katkısıyla doğru orantılıdır. Onun için gerçek siyasi tarih halk kitlelerinin yazdığı tarihe denilir.

Örneğin eğer Kürt halkının siyasi mücadeleler tarihini yazmayı, bu mücadelelerin dışında olan, bu mücadelelere karşı çıkan devlet tarihçilerine bırakacak olsaydı, onlar bu tarihi ‘terörizmin tarihi’ olarak yazacaklardı. Kürt yoktur ‘Kart-Kurt’ vardır demeye devam edeceklerdi.

Daha da önemlisi ölmüş dil ve etnisitelerin tarihi bile, eğer o tarih aktüel siyaseti ilgilendiriyorsa, onun gerçek anlamı da devlet tarihçileri tarafından ya yok sayılacaktı ya da kökten çarpıtılacaktı. Örneğin cumhuriyetin belli bir döneminde, Kemalist devlet tarihçileri Sümerlerin tarihini kendi Güneş Dil Teorileri’ne uydurmuşlardı. Bu tarihin gerçek anlamı, ancak Mezopotamya halklarının günümüzde yaşayan topluluğu olan Kürtlerin özgürlük mücadelesi sayesinde aydınlatıldı. Bugün tarihin derinliklerinde çoktan kaybolmuş olan bu tarih ve kültürler hakkındaki bilgilerimizi buna borçluyuz. Şimdi Kürt kültürünün yapı taşlarına, örneğin Sümer Rahip Devleti hakkındaki bilgiler, Kürt siyaset tarihinin önemli birikimleri olarak işlendi.

Siyaset Tarihi, devletler açısından, o devletlere baş kaldıran güçleri ya yok sayan ya da onların başkaldırı mücadelelerini lekeleyen bir anlayışla ele alınır. Çünkü Siyaset Tarihi, ezilenlere karşı yürütülen devlet terörünün ideolojik aracı olarak kullanılır.

Ve bu, bizde olduğu gibi kimi zaman en kaba yakıştırmalarla yapılır. Örneğin Kürt etnik kimliği ile ilgili ‘tarihi’ açıklamaların, ‘Kart-Kurt’ açıklamaları olduğunu hatırlamak yeterlidir. Bu tür bir ’siyaset tarihi’ yazımı nasıl mümkün olabilmiştir? İran sınırının, Irak sınırının ve Suriye sınırının bir santim ötesinde Kürtlerin Kürt olduğu, onlara o zamanlar hiçbir hak tanınmasa da, kabul edildiği halde, o sınırın bir santim Türkiye tarafında o Kürtlerin amca çocuklarının, kızlarının Kürt olmadığı nasıl olur da böyle kaba, saygısız, ırkçı, ahmakça ‘Kart-Kurt’ teorileriyle açıklanabilmiştir?

Bunun temel nedeni, o yıllarda Kürt halkının mücadelesinin amansızca bastırılmış olması, geride kalanların dağılması, sinmesi, halkın devletin amansız ve zalim kuvvetlerinin baskısı karşısında çaresiz boyun eğdirilmiş olmasıdır. Böyle durumlarda ’siyaset tarihi’ devlet ve onun tarihçileri tarafından yazılır.

Ne zaman ki Kürt Özgürlük Hareketi örgütlenmiş ve 12 Eylül faşizmine karşı direnişe geçmiştir, ancak ondan sonra milyonlara mal olan bir ‘Kürt siyasi tarihi’ yazılabilmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin kazanımı bununla sınırlı değildir. Türkiye tarihinde ilk kez ‘resmi tarihin’ dışına çıkılarak ciddi laflar edilmeye ve ‘gerçek’ tarih yaygın olarak konuşulmaya başlandı.

Halkların ’siyasi tarihini’ yalnızca örgütlenmiş bir halk hareketine dayanan tarihçiler yazabilir. Bu görüş, ‘insanların kendi tarihlerini kendilerinin yapması’ anlayışına dayanır. İnsanlar kendi tarihlerini ancak örgütlenerek, bilinçlenerek, kendi kimliklerine, dillerine, kendi sınıfsal çıkarlarına sahip çıkarak, yani bağımsız iradelerini egemenlere dayatarak yapabilirler. Ve kendi tarihlerini böylece yapan halklar, kendi ’siyasi tarihlerini’ de devletlerin ve devlet tarihçilerinin elinden alarak, kendileri yazabilirler.

Türkiye’de Türkiyelileşme, Irak’ta Iraklılaşma, İran’da İranlılaşma, Suriye’de Suriyelileşme çabalarına bakılınca bütün bu çabaların Kürt halkının siyasi tarihini çarpıtmak için olduğu görülür. Kürtler bugün hem özgürlükleri için mücadele etmekte hem de yeni bir tarih yazmaktadır. Bu ülkelerde oluşturulacak demokratik cepheler, yapılan işbirlikleri geleceğin federal Ortadoğu ‘devlet olmayan devletine’ gidiş perspektifine sahiptir.

İşte şimdi AKP, CHP, MHP ve genel olarak devlete egemen güçlerle ve onların büyük emperyalist ortaklarıyla Kürt Özgürlük Hareketi arasındaki mücadele, yalnız Türkiye ile sınırlı değil, Kafkaslarla, Ortadoğu’yla da ilgilidir. Ortadoğu, ya Türk, İran, Pakistan, Rusya vs. gibi bölge devletleri ile ABD, İngiltere gibi devletler arasında nüfuz alanları yeniden parçalanacak ya da Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve onun müttefiki halkların mücadelelerinin zaferi sonucunda bölgede bütün halkların demokratik özerklik içinde ve konfederalizm ilkeleri ışığında yaşadığı yeni bir Mezopotamya Rönesansı yaşayacak. Bu reel gerçeğin farkında olan sayısız devrimci güç vardır. Birçok komünist lider ve yakın dostumuz haklı olarak şu tespiti yapıyorlar: ‘Bu- günkü devrimci görev Türkiye komünist hareketin geleneğini Kürt Özgürlük Mücadelesi’yle buluşturmak tarihisel bir görevdir.’ Şimdiki pratik devrimci görev bu tespiti yaşamla buluşturma zamanıdır.

Geleceğin ’siyaset tarihi’ işte bu mücadeleyi yazacak.

Ömer AĞIN
aginomer@hotmail.com


Posted on Haziran 23, 2010 - by admin

Polise Taş Atan Çocuğa 10 Yıl 8 Ay Hapis

Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan’a işkence yapıldığı iddiasıyla Şanlıurfa’da düzenlenen eylemlere katıldığı gerekçesiyle biri çocuk altı sanığı, toplam 97 yıl beş ay hapse mahkum etti.

Mahkeme, Ekim 2008′deki eylemlerle ilgili açılan davanın karar duruşmasına  M.B., kapatılan Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) Merkez İlçe Başkanı Salih Sağış, Muhittin Beyazıt, İbrahim Halil Çelikdemir, Velit Yıldızoğulları ve Erkan Gömüştaş katıldı. Sanıklar son savunmalarında suçlamaları reddedip beraat talebinde bulundu.

Çocuğa 10 yıl 8 ay hapis

Mahkeme heyeti, suç tarihinde 17 yaşında olan M.B’yi “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme”, “terör örgütünün propagandasını yapma”, “dağılma sırasında silah veya araçlarla mukavemet etme”, “izinsiz patlayıcı madde bulundurma”, “mala zarar verme” suçlarından toplam 10 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı.

Salih Sağış ile Muhittin Beyazıt 20′şer yıl 8′er ay, İbrahim Halil Çelikdemir ve Velit Yıldızoğulları 16′şar yıl, Erkan Gömüştaş ise 15 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede, suç tarihinde 17 yaşında olan sanık M.B’nin 2008 yılının ekim ayında yapılan izinsiz gösteriden yaklaşık 1 ay sonra bir iş yerine molotofkokteyli atılması eyleminde gözaltına alındığı belirtildi. (BB/EÖ)


Posted on Haziran 23, 2010 - by admin

HALKIMIZA ÇAĞRIMIZDIR

Daha aydınlık bir Türkiye için 2 Temmuz 2010 Cuma günü Sivas’ta Madımak önünde buluşuyoruz.

2 Temmuz 1993’te, 33 canımız Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmiştir. Bu karanlık özlemi olan Ortaçağ zihniyetinin, demokrasiye, aydınlığa, çağdaşlığa ve laikliğe saldırmıştır.

AKD 17 yıldır Madımak katliamı karşısında, unutmadık ve unutturmayacağız şiarı ile, davasının takipçisi olmuştur. Madımak Müze Olsun talebimiz halen günceldir. AKP iktidarı dahil kimse Madımak Oteli’nin müze olmasına ilişkin talebimizi görmezden gelemez..

Demokrasiden, laiklikten ve insan haklarından yana olan duyarlı insan, her yıl olduğu gibi bu yılda Sivas’ta ve Madımak önünde olacaktır. Sizi de bu anma etkinliğimize davet ediyoruz.

Yeni katliamlar yaşamamak için 2 Temmuz’un unudurulmaması gerekir. Devletin yüzleşmesini sağlamak için, 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılan anmalara en güçlü şekilde katılmak önem arz etmektedir. Alevi Örgütleri, 17 yıldır kararlı bir şekilde Madımak katliamının, sadece Madımak’ın da değil, bir arada yaşama kültürünü tahrip eden karanlıkta kalmış bütün katliamların aydınlığa kavuşturulması için mücadele veriyor ve laikliği, bireyin ve emeğin özgürleştirilmesini, devletin demokratikleştirilmesini savunan güçlerle omuz omuza olmayı önemsiyor. Omuz omuza verdiğimiz mücadelede dostlarımızı şimdi 2 Temmuz’da Madımak Oteli önünde görmek istiyoruz.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da 2 Temmuz’da Madımak Oteli’nde karanfillerimizi bırakıp kaybettiğimiz değerleri anacağız. Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesine ilişkin mücadeledeki kararlılığımızı bir kez daha göstereceğiz. Anma töreninde aramızda sizleri de görmeyi arzuluyoruz. Vereceğiniz desteğin, farklı kültürlerin ve inançların bir arada yaşayabileceği bir Türkiye özleminin gerçekleşmesine katkı sunacağını, Madımak katliamını unutturmak isteyen çevrelere etkili bir cevap olacağına inanıyoruz.
UNUTMADIK, UNUTTURMAYCAĞIZ! MADIMAK OTELİ MÜZE OLMALI.
BUNUN İÇİN 2 TEMMUZ’DA TÜM GÜCÜMÜZLE MADIMAK OTELİ ÖNÜNDE OLACAĞIZ!

ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ GENEL MERKEZİ
GENEL YÖNETİM KURULU


Posted on Haziran 23, 2010 - by admin

BU DEFA BARIŞ İÇİN YOLA DÜŞÜYORUZ

“SIRT ÇARNTAMI ALIP YOLLARA DÜŞMEK İSTİYORUM” diyerek yola çıkan sayısı on bini geçen bir çok macera sever bu defa da “BARIŞ İÇİN OTOSTOP” la Antalya’dan , Muğla, İzmir, Ayvalık, Çanakkale, Edirne, İstanbul, Akçakoca, Ereğli, Zonguldak, Bartın, Sinop, Samsun, Gireseun, Trabzon, Rize, Artvin, Ardahan, Kars, Erzurum, Ağrı, Van’ a kadar otostopla gidilecek ve tekrar Antalya’ya gelinecek.

Antalya sorumlumuz Davut Bezirganoğlu bir arkadaşı ile barış için otostop ile 25 haziran sabah saat 07.00 Antalya’dan hareket edecek. Yaklaşık olarak 45 gün sürecek etkinlik yürüyerek, otostop ve kamplı olarak gerçekleşecektir, etkinliğin planı aşağıdaki gibidir. Sorumlularımızın bulunduğu şehirlerde kendilerine şehir ve bölge sorumlularımız eşlik edecektir. Ve tabii ki etkinlik herkese açıktır, istediğiniz anda katılabilirsiniz, kural yok… Ve işte kendi ağızlarından yola düşme planları…

25.06  Antalya’ dan sabah saat 07 00 kepez hareket Korkuteli istikamet yayladan Mugla gün icinde bir aksilik olmazsa, akşam Mugla’da geceyi kamp kurarak gecirceğiz.
26.06  Muglada sabah olabildigince erkenden hareket ,Aydın istikametine geceyi İzmir’ de arkadaşlarda konaklayacağız gün icinde İzmirdeyiz.
28-29.06  İzmir’den sabah hareket geceyi Ayvalık’ ta kamp kuracagız ögleye dogru ayrılıyoruz
01.06  Çanakkale’ deyiz
02.06  Çanakkale’ den ayrılıyoruz.
04.07  Edirne’de olmayı planlıyoruz.
06.07  İstanbul’ dayız.
06.07  İstanbul’ dan ayrılıyoruz.….
08.07  Akcakoca Eregli Zonguldak,
11.07  Zonguldak Bartın Amasra Kurucaşile Cide Doganyurt İnebolu Abana Çatalzeytin Aayancık ve Sinop bu bölgede uygun buldugumuz yerlerde kamp kuracagız yaklaşık beş günün sonunda Sinop’a ulaşacagız.
16.07  iki gün Sinop cevresinde kamp kurulacak
18.07  Sinoptan ayrılıyoruz gerze, yakakent,bafra
19.07  Samsunda olacağız ve bir gün Samsun
20.07  Samsundan , Terme, Ünye,Perşembe, Ordu
22.07  Ordu’ da bir gün konaklayacağız
23.07  hareket Gülyazı,Pirariz,Bulancak
24.07  geceyi Giresunda .Giresun’dan Trabzon’ a iki günde ulaşmayı planlıyoruz.
28.07  Trabzon hareket ve ücgün sonunda
01.08  Rizede olmayı Rize’ de ve Kackar yaylalarda yaklaşık olarak 5 günlük kamp
07.08  Artvinden sonra Posof, Ardahan
10.09  Ardahan cıkış Kars duruma göre degerlendirme yapılacak istikamet belirlenecek Erzurum yada Aagrı sonra Van ve dönüş…

Fadim KOÇAK
ÇANAKKALE


Posted on Haziran 22, 2010 - by admin

Taraf Gazetesinin Arkasında Kim Var?

Hizbul-Kontra’nın kurucularından olan Taraf gazetesi yazarı Emrullah Uslu “1 askere karşı 8 gerilla şehit edilmelidir” diyor.

/*

/*]]>*/Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkının en doğal, haklı ve ahlaki hakkı olan var olma hakkı ile özgürlük direnişini kırmak, teslimiyetçi ruhu geliştirmek amacıyla yayın yapan Taraf gazetesi farklı bir kulvardan Yeşil Türk Irkçılığını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Kürtlerin soykırımdan geçirilmesini doğal bir süreç gibiymiş göstermeye çalışarak Yeşil Türk Irkçılığı’nın militarist duygusalcılığına kalemşörlük yapması tehlikeli bir hal almıştır.

Hizbul-Kontra’nın kurucularından olan Taraf gazetesi yazarı Emrullah Uslu “1 askere karşı 8 gerilla şehit edilmelidir” diyor. Şimdiye kadar bizim 8 askerimiz ölmüş fakat 12 gerilla bile şehit düşmemiş, en az 112 gerillanın Türk askerince öldürülmesi gerektiğini belirtiyor. Böylesine Yeşil Türk Irkçılığının kan tacirliğine oynayan bir gazetenin maskesini indirmenin tam zamanıdır. Yeşil Türk Irkçılığının duygucu tetikçisi Taraf gazetesinin yayına başlama tarihinden tutalım arkasındaki esas güce kadar tüm adresler ABD, AB, AKP ile Fethullahçıları gösteriyor.

Taraf Neden 15 Kasım 2007’de Yayına Başladı?

Taraf’ın 5 Kasım 2007’de Erdoğan ile Bush’un Beyaz Saray’daki görüşmesinden sonra 15 Kasım 2007 tarihine denk getirilmesi başlı başına ilginçlik arz ediyor. Erdoğan ile Bush birlikte 5 Kasım 2007’de PKK’yi düşman ilan ediyorlardı. PKK’nin düşman ilan edilmesinden sonra gazetenin yayına başlaması ve Reşadiye eylemiyle birlikte PKK’yi düşman ilan etmesi ve Kürt düşmanlığını yapmada haddini aşması tesadüf gözükmüyor. 5 Kasım antlaşmasında Taraf’a verilen rol iki yıl boyunca PKK ile Kürtlere karşı atılan manşetlerden daha iyi açığa çıkıyor.

Taraf’ı Kimler Finanse Ediyor?

Tarafın finansörü olarak Alkım Gazetecilik ve Ticaret A.Ş. gözüküyor. Şirketin sahipleri de Savaş ve Başar Arslan kardeşlerdir. Alkım Gazetecilik, 1992’ye kadar küçük bir yayıneviyken iflas etme noktasına geldi. Borçları Fethullahçılarla bağlantılı Albaraka Türk çekleriyle ödendi. AKP iktidarıyla birlikte iyice palazlanıp sermaye büyütmede adeta uçtular.

Alkım Yayıncılık tarafından Taraf’ın kurulması kılıfına uydurulmuş. Parası hazinden karşılanmış. AKP hükümeti, Hazine’den 3 trilyon 653 milyon Eski Türk Lirası aktarmış Alkım Şirketine. Günümüzün parası ile yaklaşık 4 milyon TL. Ediyor. Asıl sorun olan burada ne adına bu paranın AKP tarafından Alkım Şirketine aktırılmasıdır. Alkım şirketi 120 kişilik okuma bölümleri, 48 kişilik okuma tiyatrosu, 72 kişilik seminer ve sergi salonu, 3 adet çalışma odası ve 3 adet aktivite odası kurma argümanıyla 15 Ocak 2007 tarihinde KDV’siz teşvik alma başvurusunda bulunuyor. AKP hükümeti de” hay hay başım gözüm üstüne buyur hazineden sana 4 milyon TL” diyor. Ve böylece kendi tetikçisi olacak yeni bir gazete kurdurtuyor.

AKP’nin Hazineden aktardığı para ile 15 Kasım 2007 tarihinde Taraf Gazetesi kuruldu. Hem de Alkım Şirketinin teşvik kredisi almak için gösterdiği adres olan Mühürdar Caddesi N:60 Kadıköy/ İstanbul’da kuruldu. Kültür merkezi adına alınan teşvik kredisiyle bir gazete çıkarılmaya başlandı ne hikmetse. Bazı medya organları bir bir vergi cezaları ile kapatılıp, AKP’li işadamlarına çok düşük bir fiyatla satılırken, Alternatif ve Özgür Kürt Medyası da devamlı baskılara maruz kalırken, sık sık gazeteleri kapatılırken, AKP’li işadamlarına satılan gazeteler ile yeni kurulan AKP tetikçisi Taraf gibi gazetelerin parası da hazineden ve devlet bankalarından veriliyordu.

Taraf’ı çıkaran Alkım Yayıncılık hemen küreselleşecek kadar hünerliymiş ki,  Brüksel’de büro açarak AB ile ilişkiye geçecek düzeye geldiler. Aynı Alkım Yayınevi’nin gazetenin genel yayın yönetmeni Ahmet Altan’la ilişkileri geçmiş tarihlere dayanıyor. Söz konusu şirketin Ahmet Altan’ın bir romanını AB parasıyla bastığı belirtiliyor. Kitap basımındaki gibi gazetenin finanse edilmesinde AB fonlarının Alkım Gazeteciliğe aktarıldığı ve böylece belli bir düzeydeki bir sermaye ile gazetenin çıkarıldığının belirten kaynaklar var.

Gazetenin destekleyicisi olarak da Armada ve Arena Bilgisayar Şirketleri’nin sahibi işadamı Mehmet Betil herkesçe biliniyor. Betil, zamanının büyük bir kısmını ABD’de geçiriyor, Betil, “gazeteye ortak değilim fakat sermaye olarak destekliyorum, ileride ortak da olabilirim, gazetenin yönetimine de girmek istiyorum ve hatta proje hazırlayıp AB fonlarından da faydalanmak istiyoruz” diyor. Her ne kadar Betil, böyle diyorsa da zaten gazetenin Alkım Gazetecilik ve Ticaret A.Ş. vasıtasıyla AB fonlarından faydalandığı ortaya çıkmış durumda.

Taraf’ı hem parasal olarak finanse eden hem de muhabir yetiştirmede destekleyen bir kurumda ABD’deki NED-National Endowment for Democracy-  yani Demokrasi İçin Ulusal Fon kurumudur. Bu kurum CIA’nın bir yan kurumudur. CIA’nın gizli operasyonlarında kullanılan kurumların başında gelmektedir. NED aslında CIA’nın gizli operasyonlarının kasasıdır. NED’in para kaynağı da direkt ABD hazinesidir. Bu kuruma para aktarımı ABD MGK’sı NSC-National Security Commite – onayıyla olmaktadır.

Bir NED yetkilisi Taraf gazetesine verdiği destek konusunda şöyle demektedir. “Taraf gazetesini destekliyoruz. Muhabir yetiştirme programlarına yardım yapıyoruz”.

Taraf Nerede Basılıp, Dağıtılıyor?

Taraf’ın basımı ve dağıtımı daha önce devletin bir kurumu TMSF’nin-Tasarruf Mevduatı ve Sigorta Fonu – elinde olan Sabah’ın baskı tesislerinde basıldı. Dağıtımı da TMSF’nin elinde olan Merkez Dağıtım tarafından yapıldı. Yani Taraf’ın ilk basımı ve dağıtımı AKP’nin direktifleriyle, devlete teslim edilmiş olan şirketler tarafından yapıldı. Aynı medya şirketleri daha sonra AKP’ye yakın Çalık Holding’e satılınca bu Holding’e bağlı Turkuaz Dağıtım şirketi tarafından dağıtımı yapılmaya başlandı. Çalık Holding, Taraf’ı ücretsiz basıyor ve mürekkep parasını da karşılıyor.

Kimler Taraf’ın Reklamını Yaptı ve Kimler Reklam Veriyor?

Ahmet Altan, Taraf gibi bir gazetenin çıkacağına dair ilk röportajını 10 Kasım 2007’de Fethullahçıların Zaman gazetesine verdi. 15 Kasım 2007’de de gazete yayın hayatına başladı.

Daha sonra genel yayın yönetmeni yardımcısı Yasemin Çongar’ da 2 Haziran 2008’de Fethullahçıların Aksiyon adlı dergisine röportaj verdi.

Gazeteye reklam verenlerin arasında Vakıf Bank, Halk Bank gibi devlet bankaları ile Fethullahçılara bağlı Toplum Gönüllüleri Vakfı, Asya Finans, Kimse Yok mu Derneği ile Türk Telekom vb. kurumların olması ilginçlik arz ediyor.

Taraf Nasıl Kürtlerden de Para Topluyor?

ABD, AB, AKP ile Fethullahçıların verdiği paralarla da yetinmeyen Taraf Gazetesi, İstanbul’da bir gece düzenlemiş, liberal demokrat maskesiyle Kürtlerin mazlumdan yana olan duygularını kullanarak, Kürtlerden 200 bin TL topladığı da bilinmektedir.

Taraf gazetesi yönetiminin kendi çalışanlarına 200 bin TL değil de, 30 bin TL topladık demeleri medyada tartışma konusu haline gelmişti.

Taraf gazetesi yönetimi Kürtlerin mazlumdan yana olan duygularını kullanarak topladığı 200 bin TL’den,170 bin TL’sini ne yaptı acaba?

Taraf’ın Hem Sahibi Hem Destekleyicisi Hem de Bazı Muhabirleri Karanlık

Gazetenin sahiplerinden Başar Aslan, “bir Budist İçin Buda neyse benim için Ahmet Altan odur”  diyebiliyor. Altan başkalarını biat etmekle suçlarken, kendi patronu Başar, kulluk düşüncesini savunuyor ve Altan’ı peygamber düzeyine çıkarıyor.

Gazeteyi destekleyen Mehmet Betil, Neşe Düzel ile daha önce tanıştığını, Neşe Düzel’in gazetenin ekonomik sorunlarının olduğunu söylemesiyle Neşe’ye “Ben senin sponsorun olabilirim, seni desteklerim dedim. Sonra Taraf’ın sponsoru oldum. Sadece parasal değil, yönetim ve bilgi desteğini de ortaya koyabileceğimi söyledim. Darboğaza girdiklerinde de parasal destek sağladık” diyor.

Daha önce Fethullahçıların Aksiyon dergisinde çalışan ve şimdi de Taraf muhabiri olan Mehmet Baransu her ne kadar ABD’ye mastır yapmaya gittiğini ve mastırını bitirmeden döndüğünü söylüyorsa da, bir kaynaktan elde ettiğimiz bilgiye göre Baransu ABD’de iken CIA’nın kasası NED kurumu tarafından muhabir olarak bazı yetiştirme programları çerçevesinde eğitildiği belirtiliyor. Baransu,  bir Türk gazetesine verdiği bir röportajda “Kürt’üm ama bir MHP’linin nefret ettiğinden daha çok PKK ve DTP’den nefret ediyorum” diyerek MHP’lilerden daha ırkçı olduğunu ve asıl ırkçıların kendisi gibi Fethullahçıların olduğunun itirafını da yapıyor aynı zamanda.

Kurtuluş Tayiz adındaki Taraf yazarının da, JİTEM’ tarafından Kürt yurtseverlerinin içine sızdırıldığı ve sonradan bir itirafçı olduğu, JİTEM’e liberal cenahtan tetikçilik ve kalemşörlük yaptığı herkesçe biliniyor. Derler ya, “Köpek sahibine göre havlar”. Taraf da sahibine göre Yeşil Türk Irkçılığının duygusalcı militarizmine kalemşörlük ve tetikçilik yapıyor.

Özgür Bilge

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net - www.lekolin.info

Ad

  • Son Yazılar

    • Zeynep Kınacı Urfa’da anıldı
    • Kocaelinde DYG’den Şehit ZİLAN İçin Kermesler
    • Tarihte bugün: 25 haziran
    • BARIŞ UMUDUNDAN İÇ SAVAŞ EŞİĞİNE
    • BÜYÜK KURŞUNLAR, KÜÇÜK ÖLÜMLER
  • Etiketler

    şan ayşe dengbej diyarbakır eyşe Müzik stran taş atan cocuklar
  • en son yapılan yorumlar

    • Vedat KURŞUN’a destek için muzaffer
    • Hollanda’lı vekilden Kürt çocukları için UNICEF’e çağrı için muzaffer
    • Hollanda’lı vekilden Kürt çocukları için UNICEF’e çağrı için nazmi
    • Koma Sterka Sor Hip Hop tarzı ile ‘özgürlük’ çağrısı yapacak için online
    • Kadin Ve Konfederalizm için rojanu
  • Bağlantılar

    • ingilizce türkçe sözlük
© 2008 AmigrA - Renklerinizle katılın
The Papercut theme by WooThemes - Premium Wordpress Themes