• Home
  • AMİGRA SAYI 1
  • AMİGRA SAYI 2
  • Hakkında
Subscribe: Posts | Comments | E-mail
  • Haberler
  • Kadın
  • Kategorilenmemiş
  • Makale
  • Müzik

AmigrA

Archive for the ‘Kategorilenmemiş’ Category


Posted on Haziran 25, 2010 - by admin

Tarihte bugün: 25 haziran

Şarkıcı Kazım Koyuncu, 2005 yılında, kanser tedavisi gördüğü hastanede, 33 yaşında yaşamını yitirdi.

1972 yılında Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Sugören köyünde doğan Kazım Koyuncu, müziğe ortaokul birinci sınıfta mandolin çalarak başladı.

Çocukluğu, ‘üstadım’ dediği, Kemençeci Yaşar lakabı ile tanınan Yaşar Turna’nın yanında türkü dinleyerek geçti. İstanbul’a üniversite eğitimi için geldikten sonra müzikle yoğun olarak uğraşmaya başladı.

1992′de profesyonel müzik yaşamına geçti. Türkiye’nin ilk laz-rock grubu olan ‘Zuğaşi Berepe’yi (Denizin Çocukları) kuran Koyuncu, bu grupla 1995′te ‘Va Mişkunan’ (Bilmiyoruz), 1998′de de ‘İgsaz’ (Gidiyor) isimli albümleri yaptı.

1998′in sonunda ‘Zuğaşi Berepe’nin dağılmasının ardından tek başına müziğe devam etti ve ‘Salkım Söğüt’ isimli projelerin ikincisinde üç şarkıyla yer aldı. 2001 yılında ilk solo albümü ‘Viya’yı çıkardı.

Kanal D’de yayınlanan ‘Gülbeyaz’ adlı dizinin hem müziklerini yapan hem de bazı bölümlerinde oynayan Koyuncu, ‘Sultan Makamı’ dizisinin de müziklerini hazırladı. İkinci solo albümü ‘Hayde’yi nisan 2004′te çıkardı.

Karadeniz müziğinin güçlü temsilcilerinden Fuat Saka, Volkan Konak ve Bayar Şahin ile birlikte düzenledikleri, büyük ilgi gören ‘Hey Gidi Karadeniz’ konserler dizisinin de öncülüğünü yaptı.

Nisan 2004′te çıkardığı ikinci solo albümü ‘Hayde’, onu tüm Türkiye’ye tanıttı. 2004′ün sonlarında akciğer kanseri teşhisi konuldu ve tedavi görmeye başladı. 25 haziran 2005′te, 33 yaşındayken yaşamını yitirdi.

Karadenizli şarkıcı, vefatından önce tedavi gördüğü VKV Amerikan Hastanesi’nde düzenlenen ‘Çernobil’in Etkileri ve Hasta Hakları’ konulu panelde kanserle mücadelesini anlatmıştı.

Koyuncu, o dönem dört aydır kanserle mücadele ettiğini ve kanserin özgürlüğünü kısıtladığını ifade ederek, “kanseri kanser olmayanların anlamayacağını” söylemişti.

Genç şarkıcı konuşmasında, “duyarlı bir sanatçı olarak dertleri hissediyordum. Kanser de oldum artık. Ben kanserden çok korkan bir insandım…

“Kanserim ve korkmuyorum. Sadece beni sevenleri ve özgürlüğümü düşünüyorum. Ölüm küçük bir şey, ama hastalık sizin özgürlüğünüzü sınırlıyor” demişti.


Posted on Haziran 24, 2010 - by admin

BÜYÜK KURŞUNLAR, KÜÇÜK ÖLÜMLER

bir gemi kalkar, bizim oradan
yekinir kalkar, yitik çocuklar topraktan
her gece Yelekçe’de bir ışık olur
bir çocuk tanrı, aşkı çalışıyordur.

Mustafa Muğlalı Kışlası’nın arazisine atılmış bir bomba ile oynuyan bir çocuk öldü, beş çocuk yaralandı. Haber okuyunca, aklıma hem “Mustafa Muğlalı, Kürtleri öldürmeye devam ediyor” diye bir cümle düştü. Muğlalı’nın naçiz vücudu toprak olmuş olabilir, ama ruhu, her apoletlinin içinde yaşıyor. Bunun en iyi kanıtı da böyle bir olay olabilirdi ancak. Zaten Özalp ilçesinin göbeğine yapılan kışlaya “Mustafa Muğlalı Kışlası” denmesinin nedeni de, Muğlalı’nın ruhunu yaşatmak içindi. İşte bu kışlanın arazisine bırakılmış, yada bu kışlada üzerlerine atılmış bir bomba ile beş kürt çocuğu yaralanmış, biri ise ölmüştü. Tabi ki bu olay için soruşturma açıldı, ancak, bir tek askerin bile ifadesi alınmadı, alınamadı. Çünkü, alınsaydı ‘Muğlalı Sendorumu’ na yol açardı. Bir Kürtü veya birçok Kürtü öldüren veya bununu için emir veren, bir asker yargı önüne çıkarılırsa, bu ‘Muğlalı Sendorumu’na yol açıyor. Soruşturmanın onlara dokunmamasının nedeni bu. 

Çocuklar masallara inanır. Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte devlere. Bizim çocukluk devimiz Nısnıs’tı. Onda korkar gibi yapardık, ama daha çok nasıl birşey olduğunu merak ederdik. Her anlatıldığında biraz değişirdi, mağarası bazen falan dağda, bazen fişmekan tepede olurdu. Bazen baca boşluğunda, bazen de bir sis gibi kapı aralarında sızardı. Doğrusun söylemek gerekirse, biz onun bir kötülüğünü görmedik. Sadece bir gölge gibi gezindi durdu, çocuk gökyüzümüzde. 

Sanırım artık kimse, çocukları korkutmak için, ‘kötü kalpli dev’ masalları anlatımıyordur. Çünkü kötü kalpli dev, herşeyi yutan bir boşluk, bir karanlık gibi, şehirlere, köylere çökmüş, durmadan çocukları karanlığına çekip, yutuyor. Ve artık çocuklar biliyor, kötü devin kim olduğunu. Küçükcük ellerine, küçük taşlar alıp atıyorlar. Belki karanlığı ürkütürüz, korkuturuz da, bizde vazgeçer. Artık öldürmez bizi diye. Ama, küçük taşlar attılar diye de, onları alıpbüyük, karanlık zindalara atıyorlar. 

Çocukken bizim hiç oyuncağımız olmadı. Biraz önce yazdığım cümleyi, yıllar sonra binlerce kürt çocuğu yazacak biliyorum. Onların da hiç oyuncağı yok. Bundandır, taş ve toprak olmayan bir şey gördüklerinde, büyük bir merakla kurcalamaları. Bundan bir oyuncak, bir oyun çıkarmaya çalışmaları. Onlar, oynayacak metal bir şey bulmanın heyecanını yaşarken patlıyor, kötü ruhluların araziye – tarlaya bıraktığı bombalar. Daha ne olduğunu anlamadan, kan revan içinde kalıyor küçükçük bedenleri. 

ÇOCUKLARI KÜÇÜK KURŞUNLA MI ÖLDÜRÜRLER?

“Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?” Sırbistan sınırına 10 km uzaktaki Boşnak şehrinde, adı bilinmeyen bir çocuğunu sorusu bu. 11 Temmuz 1995′da yapılan katliamda öldürülmüş. Öldürüldüğünde 4 yaşındaymış. (*) Lal eder böyle bir soru insanı, değil mi? Çocuklar, hiç olmasa zalimlerde, bu kadar insaf olur sanıyorlar. Çocuk aklı işte. Bilmezler ki en büyük kurşunları, savaşla hiç ilgisi olmayan çocuklar için yaparlar. 

Ceylan Önkol’u öldüren, bomba en büyüklerindendi. Annesi, kızının parçalarını eteği ile toplayıp, kefenlemişti.Uğur Kaymaz ile babasına sıkılan kurşunlar, aynı büyüklükteydi. Üstelik kurşunu sakınmadılar, her yaşı için, bir kurşunu sıktılar Uğur’a. Mustafa Muğlalı Kışlası’nın arazisinde patlıyan mühimmat o kadar büylüktü ki, altı çocuğu öldürecek kadar. Beşi yaralı kurtuldu, Oğuzhan Akyürek, o kadar şanslı değildi. Büyük devletin, büyük bombası ile öldü. Cizre’de, Diren’i devletin en büyük panzeri ezdi. 

Madem bu bir savaş, madem çocukları öldürüyoruz. O zaman, içinde çocuk geçen bütün şiirleri de yakalım. Madem çocuk öldürmek normal, madem bir çocuk bomba ile parçalandığın da, Dünyanın dengesi bozulmuyor, o zaman bütün masalları da yakalım. İçinde çocuk geçen bütün öyküleri karanlık kuyulara atalım. Dünya bir çöl olsun öyle ise.

Babaannem her sabah Yelekçe’ye yakarırdı. Çocuklarını, torunlarını, tarlarını, ekinlerini, ineklerini, koyunlarını ve kuzlarını korusun diye. Aynı duayı cümle alem içinde tekrarlardı. Tane tane söylerdi isteklerini. Anlaşılmaması mümkün değildi. Ve Yelekçe elinden geldiğince korurdu onları. Babaannem artık yok. Çocukları koruması için Yelekçe’ye yakaracak kimse kalmadı. Tanrı, bu yüzden mı kayıtsız, çocuk ölmeye. 

(*) Aktaran Hasan Ali Toptaş, Harfler ve Notalar, s. 148

Yazar : Hüseyin Kalkan

Posted on Aralık 17, 2008 - by admin

AmigrA

Merhaba…

Sitemiz kurulum sürecinde olmasından kaynaklı şuan yayın yapamamaktadır.

En kısa zamanda Renkleriniz ile paylaşmak dileğiyle…


Posted on Aralık 2, 2008 - by admin

Kadin Ve Konfederalizm

İnsanlık tarihinin dönüşüm süreçlerinden birini yaşıyoruz. Eskiye ait değerler sorgulanırken, yeni yaşam alanı arayışlarının gelişmesi, sistem dayanaklarını da temellerinden sarsıyor. Ulus devlet yapılanmasının toplumsal gelişimi engeller duruma gelmesi, bilim-teknik alanındaki gelişmelerin yaygın kullanım alanına kavuşması gibi gelişmeler, bu toplumsal arayışın sebeplerinden olurken, özünde komünal yaşam değerlerinin ataerkil, egemen sistem karşısında bir özgürlük potansiyeli olarak varlığını sürdürmesi ve uygun koşullarda yeniden yaşamsallaşmasının ifadesi oluyor. Bu anlamda doğaya ve insana yabancılaşmayı getiren devletçi, hiyerarşik yapılanmalar yerine, yerelde küçük ve özgün örgütlenmelerle, her türlü toplumsal formun yaşama koşullarına ulaşması, halkların dayattığı yaygın bir durum oldu. Bu anlamda gelişmeleri, özgürlük eğiliminin toplumsallaşması olarak tanımlamak yanlış olmaz.
Bunun yanında, toplumsal özgürlük arayışı, soyut istem ve idealler olmayı aşarak somut çözüm modelleriyle ifade edilen bir gerçeklik haline geldi. Buna göre yerelden doğrudan demokrasinin işletilebileceği, halk meclisleri tarzındaki örgütlenmeler ve sivil toplum örgütleri yaygın bir alana kavuştu, kavuşturulmaya çalışılıyor. Çok çeşitli toplumsal kesimlerin en küçük yerleşim merkezlerinden kentlere kadar ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel sanatsal vb. alanlarda ortak anlayışa ulaşmak üzerinden biraraya gelmesi, sorunlarına çözüm üretmesi, ihtiyaçlarını karşılaması, gelişmeyi, güçlenmeyi sağlaması çağımızın karakterine uygun bir seyirde gelişiyor. Buna göre sisteme alternatif olmaya çalışan birçok hareket ve kendiliğinden oluşan gevşek halk ve kadın platformları, son yıllarda bu arayışlar temelinde geniş zeminlerde biraraya geliyor, evrenselleşen değerlerin kazanımlarını açığa çıkarmaya çalışıyor.
Buna karşılık egemen güçler de, yaşanan sistem tıkanmasını kendi lehine aşmaya çalışıyor. Kapital düzen, halkların özgürlük eğiliminin ulaştığı kapsamlı ve derinlikli düzeyi durdurma veya bastırmayı sağlayamadığından, çağın yükselen değerlerini kendi çıkarlarının kapsamına yerleştirerek kullanıyor. Yeni dünya stratejisini bu esaslara dayandırırken, mevcut tıkanmış düzeni aşmak için savaş dahil tüm şiddet teknikleri devreye konuluyor. 11 Eylül olayları, bu stratejinin uygulamaya konulmasının startıydı. Asya ve Ortadoğu’ya yapılan müdahalenin, totaliter statükocu devlet yapılarını hedefleyerek, demokrasi, insan hakları, kadın hakları, yerel örgütlenme, sivil toplum örgütlerinin geliştirilmesi gibi argümanların ön plana çıkarılması, sistemin yeni bir versiyonla çıkış yapma arayışının ifadesi. Egemenliğin küreselleştirilmesi temelinde sermaye merkezlerinin büyütülerek, devletlerin küçültülüp temel demokratik ilkelere duyarlı kılınması sağlanıyor. Buna göre farklı kültürlerin veya toplumsal kesimlerin örgütlenme imkanı gelişse de, ideolojisiz ve küçük örgütlükler olarak kalmaları sağlanarak egemen sistemin sömürü amaçlarına karşı engel olmaktan çıkarılıyor. Yani yerelde kendini ifade edebilen gruplar, belli bir tatmini yaşayarak daha çok elitleşmiş olan sermaye çarkının sömürüsünden bihaber edilecek. Halkların özgürlük eğilimi, en küçük özgün oluşumlara kadar kendi ihtiyaçlarını ortak ekonomik, siyasal, kültürel, sanatsal, sosyal vb. alanlarda örgütleme mekanizmalarını sağlamayı esas alırken, bazı avantajları değerlendirmesi elbette ki gerekir. Ancak sistem içi yapılar olmaktan kurtulamayıp sistemi besleme riskinin var olduğunu da, gözden kaçırmamak gerekir. Devletçi, iktidarcı ataerkil sistemin halklara sunduğu avantajlı koşullar, halkların özgürlük potansiyelinin yarattığı baskının bir kazanımı olarak ele alınabileceği gibi sistemin, egemen güçlerin çıkarları etrafında örgütlendiği gerçeğinden hareketle, halkların daha büyük sömürü düzenleri için belli dar alanlarda pasifize edilmesinin araçları olarak değerlendirebileceğini de tespit etmek mümkün. Bu durumda ortaya çıkan gelişim avantajları egemen sisteme hangi sınırlarda çarpıyor? Hangi amaçlar etrafında içerik ve biçim kazanıyor? Özgürleşme eğilimine nerede ket vuruluyor? soruları temelinde egemen sistem karşısında özgür yaşam alanlarını koruma ve güçlendirmenin yol yöntemlerini bulma ve geliştirmenin ihtiyacı açığa çıkıyor.
Konfederalizm, devlete alternatiftir
Halkların ortak platformlarda buluşarak, küresel sermayeye karşı küresel örgütlenme arayışı var elbette. Daha da kapsam kazanması için mücadele etmek gerekir. Ancak dönemsel olan ve bazı temel amaçları içeren bu örgütlülükler, egemen sistemin basın-yayın, sanat vb. kanallar aracılığıyla geliştirdiği saldırı bombardımanı karşısında yetersiz kalır. Yaşamın tüm alanlarında örgütlenerek ortaklaşmayı sağlamanın, daha kalıcı ve güçlü bir karşılamayı sağlayacağı açıktır. Bunun farklı coğrafyalarda farklı ifadelere kavuşacağı da bir gerçek. Her toplumsal gerçeklik, kendi yapısına uygun çözümler geliştirecektir. Ortadoğu’da jeopolitik konumu gereği çok stratejik bir öneme sahip olan Kürdistan’da, Demokratik Konfederalizm Önderliği’nin geliştirdiği demokratik konfederal model, tüm Ortadoğu halklarını içerebilecek bir kapsam ve derinliğe sahip. Kürdistan halkının ortak değerler etrafında buluşması kadar, Ortadoğu halkları arasında milliyetçi kördüğümlerin aşılması, Ortadoğu’nun tarihsel toplumsal değerlerini yaşatıp geliştirecek zeminlerin oluşturulması açısından da son derece hayati ve acil bir ihtiyaç. Demokratik Konfederalizm örgütlülüğü, devlet yapılanmasına alternatif bir halk örgütlülüğüdür. Halkı yönetme yetkisini dar bir elit kesimde tutan devlet yapılanmasına mesafeli durarak, en bağlayıcı yetkilerin halkta olduğu, halkın kendi adına konuştuğu, kendi adına siyaset yaptığı ve her türlü ihtiyacını örgütleme zeminlerini geliştirdiği, modeldir demokratik konfederal yapılar. Köy, mahalle ve kentlerde tüm halkın doğrudan katılımını sağlayacak meclisler oluşturma bu anlamda, herkesi örgütlü yeni yaşam alanına katma temel yapılar olurken, tüm halkı ülke sınırlarına dokunmaksızın ama engel de yapmadan, ortak değerler üzerinden karşılıklı bağımlılık ilkesiyle birleştirme, güçlü bir yatay ilişki ağını oluşturur.
Demokratik konfederal yapının en üstünde yer alan organ, halkın temel kararlarına bağlı olarak, kolaylaştırıcı rolünü oynamakla birlikte, üyeleri projeleri üzerinden seçilerek gelip, değişkendir. Demokratik konfederalist yapılar, sistem dengelerinin dışında alternatif bir oluşum olarak şekillendiğinden, yaşam bulduğu alanlar genişledikçe, şiddete ilkesel olarak başvurmaksızın, devletin halk iradesine karşı elitleşmiş olan varlığının gereksizleşmesini doğurur. Devlet olgusu, egemenler tarafından, halk iradesini temsil etmenin, güvenliği sağlamanın, ekonomik düzeni oluşturmanın zorunlu ihtiyacı olarak gösterilse de, özünde halk iradesine el koyarak iradesizleştirmenin, güvenliğini tehdit etmenin ve sınıflaşmayı yaratmanın temel kaynağıdır. Demokratik Konfederalizmin yaşamsallaşması, bu gerçeğin tüm ayrıntılarıyla deşifrasyonunu sağlayacaktır.
Konfederal yapılar her zemin ve coğrafyada aynı biçimde uygulamaya girmez elbette. Demokratik, barışçıl temelde, yaşamın tüm alanlarında gelişen özgün örgütlenmelerin, geniş alanlarda yatay örgütlenme ağı ile ortak paydalarda buluşması amacına dayanmakla birlikte, rengini, biçimini, üslubunu onu oluşturan toplumsal gerçeklikten alır. Tarihsel birikimin geliştirdiği yaşam kültürü, yaşam dili, ahlaki değerler, üslup, davranış biçimi vb. toplumsal dokuyu oluşturur. Ve bunun getirdiği özgün bir ifade biçimi vardır. Soyut doğrular ne kadar akılcı olursa olsun bu toplumsal dokuya uymadığı sürece yaşamsallaşamaz. Halk adına hareket eden öncü güçler, halkın bu toplumsal dokusuna saygılı olmak durumundadır. Bu anlamda konfederalizm gibi halkın temel ihtiyaçlarına cevap olabilecek formüller üzerinden hareket edilse de, yaşam alanlarını ayrıntılarına kadar belirlemek gibi kendini merkeze alan yaklaşımlar, pratikte yaşamın diline uymayan, elit sonuçlar doğurur ki, toplumsal dokuyla uyuşmazlığa sebep olduğundan uzun vadeli gelişmelere yol açmaz. Bu sebeple destek ve hizmet verme anlayışını aşmadan, aydınlatma ve kendi ayakları üzerinde durabileceği zamana kadar korumayı sağlama yaklaşımını, temel bir anlayış olarak benimsemek gerekir.
Halkın kendi ihtiyaçlarını karşılama yollarını bulacağına güvenmek önemlidir. Nitekim insanlık tarihi, halkın kendi yolunu her seferinde bulabildiğinin örnekleriyle doludur. Konfederal örgütlenme modelleri de, tarihte farklı farklı coğrafyalarda halkın ihtiyaçları doğrultusunda birçok kez uygulanmıştır. Neolitik değerlerin yoğunca etkisi altında olan Kürt halkı da bu tür deneyimlere sahiptir. İlk olarak baskıcı ve despot olan sömürgeci yönetime karşı başkaldırı amacıyla, aşiretlerin birleşmesi ile biraraya gelen Kürtler, aynı zamanda halklaşma sürecini yaşıyordu. Med konfederasyonu olarak ifade edilen bu örgütlenme, Kürt halkının devlet olmaksızın uzun süre bağımsız bir oluşum olarak kalmasını sağladı. Daha sonraki bir tarihte yine bir konfederasyon olan ve Asuri ve Ermeni halklarıyla ortak geliştirilen Koma Gene örgütlenmesi, konfederal modelin öz yapısına en uygun örgütlenme olmasının ve vazgeçilmeyerek daha da kapsamlılaştırılmasının ifadesiydi. Nitekim Kürt halkının kendi tarihi boyunca, en bağımsız, güçlü ve birçok açıdan verimli olduğu dönemler bu dönemler olmuştur. Diğer bir ifadeyle, devletleşmeye ihtiyaç duymadan, her seferinde farklı grupların bir araya gelmesiyle oluşturulan konfederal örgütlenmeler, halk olarak varlığını dağılmadan binlerce yıl sürdürebilmenin de garantisiydi. Bu da gösteriyorki, konfederalizmi egemenlerin devlet oluşumundan ayırıp halkların öz örgütlenme modeli olarak tespit etmek ve çağımızda demokratik konfederal yapılarla halkın kendi ihtiyaçlarını örgütlemesinin bilincini geliştirmek ve zeminini oluşturmak doğru bir yaklaşımdır.
Konfederalizm, kadının modelidir
Newroz’da ilan edilen demokratik konfederalizmi bu anlayışla sahiplenirken, kadınlar olarak, konfederal sistemin yaşamsallaşmasında belirleyici bir role sahip olduğumuzun bilincinde olmak durumundayız. Kürt kadınların halkımızın özgürlük mücadelesinde öncülük misyonuna sahip olmasının getirdiği bir sorumluluk olduğu kadar konfederal örgütlenmenin, kadın kimliğine yatkınlığı açısından da bu bilincin gelişmesi önemli. Demokratik konfederal yapının, insan, doğa ilişkisi ve temel yaşam felsefesi ele alındığında, erkek egemen sistemin aşılarak, doğal topluma ve dolayısıyla kadın eksenli yaşam formuna ulaşmanın ifadesi olduğunu tespit etmek zor değil. Halkların, egemenlerin devlet yapılanmasının dışına çıkarak örgütlenmesi, komünal toplum gerçekliğinin direnen ruhu olduğundan, emekle yaratan ve çevresindeki tüm canlılara karşı duyarlılığı esas alan bir yaşam anlayışa dayanarak şekillenir. Ancak bu kendiğiliğinden olmaz tabi. Toplum bunun potansiyelini taşısa da harekete geçme bilinci ve en uygun zeminlerde güçlü çıkışlarla öncülük yapmanın önemi de var. Örgütlü kadın gücünün kendi zemininde geliştireceği aydınlanma ve örgütlenme kapasitesi, tüm toplumsal yapıyı harekete geçirmenin kaynağı olmayı sağlayabilir. Uygarlık karşısında en mağdur durumda olan kadınlardan başlayan özgürlük dalgası, doğal olarak en köklü sorgulamaları doğurur. Zaten bu sebepten özgürlük mücadelemizin temel stratejisi, kadın özgürlük mücadelesine dayanır.
Özgürlük değerlerini ortaya çıkarabilmek için yanında ne yapmak gerektiğinin bilincine ulaşmak kadar redleri de doğru tespit etmek ve zihniyette dönüşüm sağlama temelinde yeniyi geliştirmek de son derece önemli. Ataerkil karakterin, kadın eksenli yaşamın değerlerine karşıtlık üzerinden gelişen devletçi yapıları, halkı daha kolay yönetmek için yoğun bir zihinsel asimilasyona uğratmanın araçlarını güçlü geliştirdiler. Öyle ki, sistemin sürdürücüleri konumuna gelen kadınlar bile mevcut durumda, farklı bir yaşam tarzının olabileceğinin bilincini kazanmaya muhtaç durumdadır. Tarih boyunca yaşamın dışına, kenarına, köşesine itilen ve erkeklerin her türlü ihtiyacını gidermenin aracı haline getirilen kadınlar, kapitalist sistemle beraber toplumsal yaşama katılsa da, sistemi besleme konumunu güçlendirmekten öteye gidemedi. Kadınların sistem karşıtı daha örgütlü olarak mücadele etme düzeyleri de arttı kuşkusuz. Ancak gerek objektif olarak yetmeyen duruşları ve sistemin çok bilinçli yönelimleri sebebiyle toplumsallaşma kapasitesine ulaşamadılar. Bu temelde kadınların öz örgütlenme alanlarını geliştirmesi, kadın kimliğine sahip çıkmanın ifadesi olduğu kadar halkların özgür yarınlara ulaşmasının temel dinamiği olmayı da ifade ediyor. Uygarlığın iktidar eksenli dengelerinin dışında şekillenecek olan demokratik konfederal örgütlenme modeli, barışçıl demokratik, doğayla uyumlu yapılanmasıyla, kadınların kendisini en fazla bulabileceği örgütlenme tarzıdır. Kadınların bu anlayış temelindeki katılımı nitelik ve kapsam kazandıkça demokratik konfederalizm gerçek rengini bulacaktır. Kadınların renkli, değişken, üretken ama aynı zamanda sade, tamamlayıcı olan karmaşık yapılanmalarıyla, kendilerini tekdüze, tektipçi, tekelci yapılarda değil, dişil doğanın her türlü çeşitliliği belli bir uyumla barındıran yapısına uygun ekolojik demokratik anlayışla örgütlenen karmaşık örgütlenmelerde ifade edebileceği bir gerçektir. Bu gerçeklik uygulama alanı bulduğu oranda komünal toplum yapılanması da belirginlik kazanacaktır. Demokratik konfederasyon örgütlenmesiyle açıklık kazanan özgür kadın kimliği, devletin gereksizleşmesini sağlayacağı gibi, erkek egemen zihniyetin de zemin bulmasını engeleyecektir. Bu anlamda gelişen özgür kadın kadın kimliği köle kadının ve kadın katliamlarının panzehiridir.
Diğer yandan atarerkil sisteme karşı kadınlığının düşünsel duygusal yaşamsal öz tanımına ulaşabilmek ve bu temelde erkek egemen zihniyetle güçlü bir mücadeleye sahip olabilmek açısından, kadınların kendi aralarında kuracağı demokratik konfederal örgütlenmelere de ihtiyaç var. Köy, mahale, kasaaba ve kentlerde, kadınlık bilincini kazanmaktan, kendi ayakları üzerinde durmanın maddi gücünü yaratmaya, çocuk bakımından, dış dünya ile ilişkli ve paylaşımlara, yaşamın estetize edilmesinden, aile sorunlarına, komşuluk ilişkilerinden, yaşadığımızın topraklarda insanlığı tehdit eden egemenlikli saldırılara kadar v.b. her türlü ekonomik, sosyal, siyasal, sanatsal, eğitimsel ihtiyaçlarını giderme temelinde kadın meclislerini yaygınlaştırmak gerekir. Bu meclisllerin oluşturacağı yaygın örgütlülük, aynı zamanda kadınların en temel sorunları olan örgütsüzlüğü gidereceği gibi, tüm yerel grupların geniş alanlarda sağlayacağı konfederasyonlar, erkek egemen sisteme karşı, güçlü bir duruşu da sağlayacaktır. Bu anlamda Kürt kadınlarının ortak değerler etrafında kadın konfederasyonunu oluşturması vazgeçilmez bir ihtiyaç. Bunun beraber, dil, din, ırk, mezhep, kültür ayrımı yapmaksızın, Ortadoğu kadınlarının genelini kapsayabilecek, Ortadoğu kadınları konfederasyonu, daha güçlü zeminleri sağlamakla kalmaz, halklar arasında kördüğüm olan çelişki ve çatışmalara yol açan, etnik, dini, kültürel milliyetçiliğe karşı da alternatif bir yaşam alanı yaratır. Asuri, Ermeni, Türk, Kürt, Arap, Fars ve diğer kadınların örgütlü ve özgürlükçü birliği, savaşların ve şiddetin engellenmesi, barışçıl, demokratik, yaşamın gelişmesi demektir. Bu sebeple elbette ki, tüm imkanları kullanarak bu mücadeleye katılmak gerekir.
Kadın özgürlük hareketi olarak bu mücadele de aktif bir rol oynama potansiyelini taşıyoruz. Mücadele tarihimizin kazandırdığı deneyim ve birikim ile birlikte, özgürlük bilincinde derinleşme ve kararlaşma düzeyine sahip durumdayız. Bu temelde kadın hareketi kurultayımızda, mevcut örgütsel yapılanmalarımızı, konfederal bir anlayış temelinde ortak bir örgütlülüğe ulaştırarak, bir çatı örgütü olan Koma Jınen Bılınd topluluğunda kararlaştık. İdeolojik, toplumsal ve meşru savunma alanlarında çeşitli, özgün, özerk ve bağımsız örgütlülüklerin bileşiminden oluşan KJB, özgürlük iddiamızın düzeyini de ifade ediyor. demokratik kadın konfederasyonunu, yerelden başlatarak genelleştirmek kuşkusuz ki, en doğrusudur. Hareket olarak bunu esas almakla birlikte, konfederal topluluğa ulaşma bilinci temelinde, yerelin örgütlenme zeminlerini oluşturma, kendi kendini örgütlemeye teşfik etmede anlayış birliğini sağlayan ve kolaylaştırıcı olan bir etken oluyor. Örgütlü olan tüm yapılarımızın kendini bu temelde örgütlemesi, ideolojik yaklaşımımız açısından olduğu kadar toplumsal örgütlenmeye öncülük etme misyonu açısından da doğru olandır. Bu amacımızın toplumsallaşma düzeyi, özgür yaşam alanlarının gelişme düzeyini de arttıracaktır. Bunun zeminin güçlü olduğu her geçen gün daha çok açığa çıkıyorken, iddia ve kararlılığımızın arttığını da belirtebilirim.


Ad

  • Son Yazılar

    • Zeynep Kınacı Urfa’da anıldı
    • Kocaelinde DYG’den Şehit ZİLAN İçin Kermesler
    • Tarihte bugün: 25 haziran
    • BARIŞ UMUDUNDAN İÇ SAVAŞ EŞİĞİNE
    • BÜYÜK KURŞUNLAR, KÜÇÜK ÖLÜMLER
  • Etiketler

    şan ayşe dengbej diyarbakır eyşe Müzik stran taş atan cocuklar
  • en son yapılan yorumlar

    • Vedat KURŞUN’a destek için muzaffer
    • Hollanda’lı vekilden Kürt çocukları için UNICEF’e çağrı için muzaffer
    • Hollanda’lı vekilden Kürt çocukları için UNICEF’e çağrı için nazmi
    • Koma Sterka Sor Hip Hop tarzı ile ‘özgürlük’ çağrısı yapacak için online
    • Kadin Ve Konfederalizm için rojanu
  • Bağlantılar

    • ingilizce türkçe sözlük
© 2008 AmigrA - Renklerinizle katılın
The Papercut theme by WooThemes - Premium Wordpress Themes