• Home
  • AMİGRA SAYI 1
  • AMİGRA SAYI 2
  • Hakkında
Subscribe: Posts | Comments | E-mail
  • Haberler
  • Kadın
  • Kategorilenmemiş
  • Makale
  • Müzik

AmigrA

Posted on Ocak 9, 2009 - by admin

Heşt TV ve Kürtlerin yoğurdu / Evrim Alataş

Haberler
Heşt TV ve Kürtlerin yoğurdu / Evrim Alataş

Bir süre tereddüt ettim; sabret, 1 Ocak’ı bekle, izle, ondan sonra ne yazacaksan yaz dedim kendi kendime. Fakat Heşt TV hakkında yazmak, filmi henüz gösterime girmemiş bir yeni yönetmen ya kitabı henüz çıkmamış bir amatör şair hakkında “ürünü görmeden” eleştiri yazmaya benzemiyor.
Zaten derdimiz de Heşt TV’de “Güneydoğu’nun eyvan gecelerinin, mırrasının, tarihi ve turistik yerlerinin nasıl sunulacağı” değil. Derdimiz, en az 20 yıl önce yapılması gerekenin şimdi yapılıyor olmasının bünyede yarattığı reaksiyonlar.
Diyarbakır’da bir Pazar sabahı… Ulu Cami’nin karşısında iki oğlan çocuk, soğuktan burunları kıpkırmızı olmuş halde, korku filminden bir kesit gibi, yürüyüşümüze eşlik ederek aynı anda aynı tonlama ile Cahit Sıtkı Tarancı’nın Otuzbeş Yaş Şiiri’ni okuyorlar. Baştan sona ezberlemişler. Tipik Diyarbakır aksanıyla, “Dante gibi ortasındayız ömrün” diyorlar. Buralardaki pek çok çocuk gibi, kendiliğinden turizm rehberi olup metinleri ezberleyerek anlatıyorlar Cahit Sıtkı Tarancı’yı, Ulu Cami’nin mimarisini… Şiir bittiğinde kendi aralarında Kürtçe
konuşuyorlar. Caddenin alt kısmı Suriçi. Göçle gelenlerin mahallesi. Göçle gelenlerin çocukları… Dili ezberleyen çocuklar. Bilmeyen,
büyülenip de neler neler yazar kim bilir? Diyarbakır’da iki sümüklü çocuğun, bir şiiri ezbere okuması, ne esin fırtınaları yaratır kim
bilir?.. Oysa bilen bilir. Yıllar önce köyler ilk yakılmaya başladığında, BBC’de “Koyümüzü yandırdılar” diyen çocuğun dünyaya
seslendiği o kırık Türkçe, üzerine yanık sinmiş Kürtçe, temizlenmez, silinmez bir ayıbın sesi olarak saplanmıştır bu ülkenin tarihine. İşte
Otuzbeş Yaş Şiiri, o ayıbın üzerindedir. İşte vaziyet buyken, hal böyleyken, Diyarbakır’da bugünlerde bir de Heşt TV en çok
konuşulanların başında yer alıyor. Pek çok kişiye bir biçimde teklifler gitmiş. Ya dublaj, ya program ya da çalışma… Benim bildiğim kadarıyla önemli bir kısmı reddetmiş. Reddedenler, yüzlerine alaycı bir ifade kondurup neden reddettiklerini bile söyleme gereği duymadan, “Ne diyecem, yok dedim” diyor. Ve tabii herkes nefesini tutup kimlerin bu teklifi kabul ettiğini ya da edebileceğini düşünüyor. Hatta küçük bahisler bile dönüyor. “Bence X kabul eder, gör bak!” Sonra da başlıyor X ile ilgili yorumlar… X’in omurga ve iskelet sistemi, işkembesi, fihristi ve fihristi üzerinden “beyazlaşma” süreci… Z’nin de kabul etme ihtimali olduğu ama Kürtlerin tepkisini çekmekten korktuğu için kabul etmeyeceği… İşte böyle. Peki henüz yayına başlamamış bir televizyon kanalı için bu kadar gerginlik niyedir? Şivan Perwer açıklama yapmış. Basın bürosu tarafından yapılan açıklamada şöyle deniliyor: “Eğer TRT Kürt kanalı Şivan Perwer’in ‘Kine Em’, ‘Halepçe’, ‘Peşmerge’ veya ‘Kürdistan’ kelimesinin geçtiği şarkılarını yayınlayabiliyorsa bu noktada Şivan’ın tarihi misyonu ile ilgili hiçbir
problem göremiyoruz”. İşte mesele bir oranda burada başlıyor. Yani, Kürtlerin siyasi, kültürel ve ekonomik ayrımcılığa uğramalarının
“telafi” edilmesi sürecinin bir bütün olduğu… Mesele, Kürtçe konuştuğu kadar, Kürtçe ne söylediğiyle de ilgilidir. Haşa sizlerden,
Kürtçe küfür edecekse Kürt siyasi hareketine, kalsın! Peki, diyelim ki küfür etmiyor, hiçbir şey de söylemiyor, edebiyat, eğlence, gezinti
tozuntu programları yapılıyor. Bu durumda? Yine kesmez… Sebebi, Kürtlerin çok doyumsuz olmalarıyla ilgili değil. Kürtler, damlarına
çanak anten dikip de Roj TV izledikleri için sopa yemişlerse eğer, sopa yiye yiye çanak takma hakkını da elde etmişlerse, o televizyon
kendilerini de tatmin ediyorsa, ne yapsınlar Heşt TV’yi… Anadolu’dan Görünüm, Perde Arkası, ölü ele geçirilenlerin kurşunlanmış görüntüleri ve TRT spikerlerinin üstüne bastıra bastıra söyledikleri “terorist” kelimesi herkesin burnundan kulağından girmişken, bu yoğurdu üflememeleri, hatta bu yoğurdu kapıdan içeri sokmamaları neye işaret olabilir?
Hatırlıyorum, köyde ilkokulu okuduğumuz sıra devlet bir ara paket süt dağıtmıştı. Köy yerinde dağıtılması ayrı bir saçmalıktı
da, mesele o değil. Böyle kucaklarımıza paket sütleri alıp eve koştuğumuzda annelerimiz atlayıp sütleri aldığı gibi döktüler. Biz köy
çocukları için sütü pakette içmek ayrı bir keyif olacaktı ama “Devlet veriyorsa vardır bunda bir pis iş” dediler. Süt belki temizdi
bilmiyorum, ama geç gelmişti. Ondan önce devlet o köye o kadar çok zul getirmişti ki, sütü içecek mide kalmamıştı kimsede.İşte Heşt TV bir yanıyla da böyle… İnek besleyen köye, pakette süt getirmek…

Eğitmeden üretmek
Aslında bu meselenin açığı, açmazı o kadar çok ki! En önemlisi, yıllarca yasaklı bir dil için emek harcayan, bu uğurda işkence gören, konserleri yasaklanan, kitapları toplatılan, tutuklanan ve daha bir sürü zulümden geçen insanların şimdi hiçbir şey olmamış gibi, “Gelin çalışın” diye çağrılması, ayıp üstüne ayıptır. Bazı şeyleri açık konuşmak gerekiyor. Bugün Kürtçe’nin profesyonelce kullanılabilmesi, Kürtlerin yıllardır verdiği mücadelenin sonucu değil midir? Okullarda Kürtçe öğretilmezken, devletin hiçbir kurumunda Kürtçe’yi üretme olanağı yokken dövüş kulüpleri gibi apartmanların alt katlarında, gizli köşelerde insanlar ders verip ders alarak Kürtçelerini geliştirebildi. Kürtçe yayınları gizli okudular. Gizli yazdılar. Ve bir biçimde eğittiler kendilerini. Şimdi, bu illegal eğitim sürecinin hasadını devletin toplaması ironiktir. Ayıp olması ise, televizyon açarken, bu televizyonda profesyonelce üretim yapabilecek insanların nerede eğitilebileceğine dair herhangi bir planının olmaması. Daha açığı: Kürt hareketi sen eğit, ben sürdüreyim… Enteresan değil mi? Kimileri belki diyordur, “Bu Kürtler de hiçbir şeyi kabul etmiyor”. Doğru da, biraz vicdanlı bakmak lazım. Kürtçe televizyon açmak için o kadar ölüme, o kadar zulme ne gerek vardı? 20 yıl önce açılsaydı Türk halkı ayağa kalkıp da “yoook, böldürtmem” mi diyecekti? Biraz da ders çıkarmak lazım. Şu anda atacağın adımları 20 yıl sonraya ertelersen, artık Kürtler o yoğurdu üflemez, tekmeyi vurur, sitili de kırar.
Son söz… Emin değilim ama TRT’nin Kürtçe yayınlar koordinatörlüğünün başında bulunan Sinan İlhan’ın daha ziyade istihbarat görevlerinde bulunmuş olması da biraz ilgi çekici. Bugüne kadar yanlış yerlerde mi görevlendirilmiş, yoksa kariyer çizgisi düz devam mı ediyor anlayamadım. Yani eyvan geceleri, mırra, Diyarbakır karpuzu gibi “kültürel” kavramlarla istihbarat görevi enteresan. Belki bir çeşit
inziva… Kim bilir?

Heşt: Kürtçe sekiz. Kaynak: Radikal

This entry was posted on Cuma, Ocak 9th, 2009 at 10:57 and is filed under Haberler. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

0 Comments

We'd love to hear yours!



Leave a Comment

Here's your chance to speak.

  1. Name (required)

    Mail (required)

    Website

    Message

  • Son Yazılar

    • Zeynep Kınacı Urfa’da anıldı
    • Kocaelinde DYG’den Şehit ZİLAN İçin Kermesler
    • Tarihte bugün: 25 haziran
    • BARIŞ UMUDUNDAN İÇ SAVAŞ EŞİĞİNE
    • BÜYÜK KURŞUNLAR, KÜÇÜK ÖLÜMLER
  • Etiketler

    şan ayşe dengbej diyarbakır eyşe Müzik stran taş atan cocuklar
  • en son yapılan yorumlar

    • Vedat KURŞUN’a destek için muzaffer
    • Hollanda’lı vekilden Kürt çocukları için UNICEF’e çağrı için muzaffer
    • Hollanda’lı vekilden Kürt çocukları için UNICEF’e çağrı için nazmi
    • Koma Sterka Sor Hip Hop tarzı ile ‘özgürlük’ çağrısı yapacak için online
    • Kadin Ve Konfederalizm için rojanu
  • Bağlantılar

    • ingilizce türkçe sözlük
© 2008 AmigrA - Renklerinizle katılın
The Papercut theme by WooThemes - Premium Wordpress Themes